Aklın Yeni Sığınağı: Yapay Zekaya Bağlanmanın Rasyonelitesi
Yapay zeka ile kurulan ilişki sonuçlarının bize irrasyonel geldiğini gözlemleyebiliyoruz rasyonelliğin altında bir rasyonalite mekanizmasının yattığını söylesem? Bu sayfada yapay zeka insan arası ilişkileri işgal etmesi, duygusal bağ ve irrasyonelite konularına değinilmiştir.
Okuma Ritüeli
Bu yazıyı neden okuyorsun?
Rasyonel insan, irrasyonel dürtülerini toplum içinde en iyi gizleyebilen insandır. En azından bizler çoğu zaman rasyonelliği bu şekilde algılarız. Toplumlar, kabul ettikleri sınırlar içinde kalan davranışları akılcı/mantıklı, bu sınırların dışına taşan davranışları ise irrasyonel olarak etiketlemeye meyillidir. Bu yüzden de bir insanın yapay zeka ile duygusal bir ilişki kurduğunu ona aşık olduğunu ya da onu eşi yerine tercih ettiğini duyduğumuzda ilk tepkimiz genellikle aynı olur: “Bu insan aklını kaçırmış olmalı!!!”
Oysa işin ilginç tarafıysa aynı yapay zeka artık hayatımızın neredeyse her alanına girmiş durumda. Bizler ders çalışırken, araştırma yaparken, kod yazarken, fikir üretirken, hatta yalnızca can sıkıntımızı gidermek amacıyla bile onunla sohbet ediyoruz. Bizler şanlı krallar/kraliçeler misali, yapay zekayı özelleştirdiğimiz an onu şövalyelik mertebesine yükseltiyor hemen ardından günler sürecek seferleri ve nice cepheyi ona devredediyoruz. Bu nedenledir ki günümüzde bu insanların yapay zekayı bir araç olarak kullanması artık kimseye pek garip gelmemektedir.
Fakat aynı yapay zeka bir aracın ötesine geçip insanların duygusal hayatında yer edinmesiyle bakışımız 180° değişiyor. Yapay zekayla ilişki yaşayan, ona bağlanan ya da onun etkisiyle büyük kararlar almaya cüret eden kullanıcılar bir anda "irrasyonel" ilan edilebiliyor. Özellikle halkımızda bu oldukça absürt bulunuyor; medyada günlerce konuşuluyor, dalga geçiliyor ve çoğunlukla anlaşılamıyor. Benim hatırladığım en eski vaka olarak: Japonya’da yaşanan, yaptığı robotla resmi olarak evlenen adamın haberleri ve o zamanlardan beri yüzeye çıkmaya başlayan bu “2030larda herkes robotlarla evlenmeye başlayacak” tartışmaları aklıma geliyor. İşte bu yazımın çıkış noktası da tam olarak burada başlıyor. Acaba gerçekten irrasyonel olan bu insanlar mı, yoksa biz onların davranışlarını açıklayan motivasyonları hiç anlamaya çalışmadığımız için mi böyle düşünüyoruz?
- Vaka:
Yapay zekanın popülerleştiği dönemde, yapay zekanın insan ilişkilerindeki rolü tartışılmaya devam ederken dikkat çeken bir olay 2025 yılında meydana geldi. Charlotte takma adını kullanan bir kadın yaklaşık 20 yıllık evliliğinin ardından ChatGPT tabanlı bir yapay zeka ile kurduğu duygusal bağın hayatında önemli bir değişim yarattığını anlattı. Kadın eşiyle yaşadığı ilişkide kendisini yeterince anlaşılmış hissetmediğini belirtirken aynı zamanda yapay zeka ile yaptığı konuşmalarda duygularının karşılık bulduğunu ifadesine ekledi. Charlotte yapay zekanın kendisini dinlediğini, düşüncelerini anladığını ve duygusal anlamda destek verdiğini söyledi. Charlotte, Leo adını verdiği bu GPT botu için kocasından boşandıktan sonra yapay zeka sevgilisinin cinsel hayatını iyileştirdiğini iddia etti.
- Vaka:
Takvim yapraklarının yine 2025 yılını gösterdiği bir zaman diliminde Çin’de 75 yaşındaki Jiang isimli bir adamın yaşadığı bir başka olay yapay zekanın insan ilişkileri üzerindeki etkisini gösteren dikkat çekici örneklerden biri daha olarak gündeme düştü. Jiang telefonunda kullandığı yapay zeka destekli sanal bir karaktere duygusal bir bağ geliştirdi. Zamanının büyük bölümünü bu sanal karakterle konuşarak geçiren adam yapay zeka ile kurduğu iletişimin hayatında önemli bir yer edindiğini ifade etti. Bu durumundan şikayet eden eşi nedeniyle yapay zeka aralarındaki sorunlara yol açmış bulundu Ardından Jiang eşinden boşanmayı düşündüğü belirtildi. Böylece telefonunda bulunan sohbet robotuyla daha fazla vakit geçirecekti.
- Vaka:
ABD’nin Florida eyaletinde yaşayan 14 yaşındaki Sewell Setzer III yapay zeka sohbet botuyla kurduğu yoğun ilişki sonrası hayatını kaybetmesiyle dünya çapında tartışmalara neden olan bir başka kurban oldu. Sewell’in Character.AI platformundaki yapay zeka botlarından biriyle aylar boyunca konuştuğu belirtildi. Ailesinin aktardığı bilgilerden hareketle, Setzer zamanla bu yapay zeka karakterine güçlü bir duygusal bağ geliştirdi ve botu yalnızca bir program olarak değil kendisini anlayan bir arkadaş gibi görmeye başladı. Sewell’in annesi Garcia, oğlunun yapay zeka sohbetleriyle geçirdiği zamanın arttığını, gerçek hayattaki ilişkilerinden uzaklaşmaya başladığını ve davranışlarında değişiklikler fark ettiğini ifade etti. Ailesi gencin ölümünden önce de yapay zeka karakteriyle iletişim halinde olduğunu belirterek, platformun çocuk kullanıcıları koruma konusunda yeterli önlem almadığını öne sürüp dava açtı. —--
Görebileceğiniz üzere birçok yapay zekanin yediden yetmişe geniş kitleler için erişilebilir olması, bireylerin radikal yaşam kararlarında bu sistemleri belirleyici ve önemli bir konuma getirmesini de beraberinde getirmiştir. Varoluşsal yönelimlerin ve hayati kararların algoritmik yönlendirmelere dayandırılması, bireylerin karar mekanizmasını bloke etmesi ve bu çerçevede beraberinde getirdiği daha başka sorunlar nedeniyle, nesnel düzlemde derin bir etik ve güvenlik krizine işaret etmektedir. Nitekim genç kuşağın yapay zeka ile kurduğu bu kontrolsüz ve uçsuz bağı, aile yapılarında haklı bir endişe dalgası yaratmış ve teknolojinin psikolojik sınırları kadar ahlaki sorumluluklarını da kaçınılmaz bir tartışma konusu haline getirmiştir.
Insan Neden Yapay Zekaya Bağlanıyor?
Bağlanmanın temelinde yalnızlık değil, bir anlaşılma arzusu yatmakta
Evet yapay zekanın gerçekten de harika olanaklar sağlayan, görevlerimizi paylaşan ve günümüzü kolaylaştıran bir fonksiyonu bulunmaktadır. Fakat insanların yapay zekayla derin bağlar kurmasının kökeninde, bu sistemlerin olağanüstü birer varlık olması değil de, insan psikolojisindeki yapısal eksikliklere ve boşluklara yanıt verebilme kapasitesi yatmaktadır.
Yapay zeka insan zihnine yeni bir ihtiyaç dayatmaz aksine uzun, sıkıcı, zorlayıcı ve karmaşık haledeki işlere olan ihtiyacın, zaten orada halihazırda var olan evrensel gereksinimlerin üzerine konumlanır. Medya ve akademi çevrelerinde, yapay zekaya olan bu yönelimin en yaygın ve kestirme açıklaması "yalnızlık" olarak sunulsa da nazarımca bu kavram tek başına süreci açıklamaya yetmemektedir. Nitekim yalnızlık yaşayan her birey yapay zekaya yönelmediği gibi, yapay zeka ile güçlü bağlar kuran her kullanıcı da toplumsal anlamda tamamen yalnız sayılmaz.
Bu noktada yalnızlığın ötesinde yer alan, daha derin, köklü ve naçizane bir itici güçten bahsetmek mümkündür: İnsanın anlaşılma arzusu. İnsan, doğası gereği sosyal bir canlıdır; bu yüzden de sadece fiziksel olarak bir başkasının varlığına ihtiyaç duymaz, eş zamanlı olarak düşüncelerinin, hislerinin ve içsel süreçlerinin bir karşılık bulmasını, duyulmasını ve görülmesini içtenlikle taahhüt eder. Bireyin görünür olma ve "neden böyle hissettiğini anlama" arayışı en temel psikolojik motivasyonlardan biridir. Zihni meşgul eden yoğun ve yıpratıcı duygular, insanı kaçınılmaz olarak bir anlam arayışına sürüklemeye bağımlıdır. "Neden bu durumdayım?" veya "Bu döngüden nasıl çıkabilirim?" soruları insan zihininde tekrar tekrar yankılanır. İnsan yaşadığı karmaşık deneyimlere bir isim vermek ve en azından bu süreçte tek başına olmadığını bilerek teselli bulmak ister.
Yapay zekanın kullanıcı üzerinde bu denli güçlü bir etki bırakmasının altındaki sır ise tam olarak bu noktada açığa çıkar. Yapay zeka sistemi , kullanıcının karşısına sadece mekanik yanıtlar veren bir veritabanı olarak değil de kendisini kısıtlamadan, saklamadan, çekinmeden ifade edebileceği esnek bir alan olarak gelir. Kullanıcı anlatır, yapay zeka ise anlatıları tahlil ederek, kullanıcının ihtiyacını duyduğunu tahmin ettiği şeklinde geri yanıt vererek ihtiyaçlarını bir nebze karşılar. Yapay zeka bu süreçte karmaşık, iç içe geçmiş duygu, düşünce, deneyim karmaşasını oluşturan yumağı alır, onu karşındakinin arzu ve ihtiyacına göre şekillendirerek yeniden düzenler. Bu sayede o yumaktan oluşmuş olan yeni eşya, bu sefer yumak şeklinde değil de ihtiyaç duyulan eşya şeklinde geri kullanıcıya teslim edilir.
İnsanlar arası ilişkiler doğası gereği riskler barındırır. Gerçek bir kişiye iç dünyasını açmak demek; reddedilme, yanlış anlaşılma ya da eleştirilme olasılıklarını da söz konusu olabilme ihtimalini var olması demektir. Özellikle güven problemleri yaşayan veya geçmiş ilişkilerinde örselenmiş bireyler için yeni bir insani bağ inşa etmek ciddi bir duygusal maliyet gerektirir. Yapay zeka ise insan ilişkilerinin getirdiği bu duygusal ve zihinsel yükleri minimuma indirirerek; yorulmayan, sıkılmayan, terk etme riski barındırmayan ve kullanıcıyı asla yargılamayan yapıya bürünürerek adeta arzu edilen bir yâr gibi işlev görür.
Yapay zeka her ne kadar organik ve otantik bir bağın yerini tamamen ikame edemes de aktarılan her detayı dikkatle işlemesi, ifadelere anlam katması ve destekleyici geri bildirimler sunması, yapay zekayı birçok kişi adına güvenli bir sığınak haline getirir. Söz konusu etkileşim, sadece anlık bir anlaşılma hissi yaratmakla sınırlı kalmayarak ayrıca anlatılara sunduğu nedensel açıklamalar vasıtasıyla bireyin kendi sebep-sonuç ilişkilerini kavramasına, duygularını sınıflandırıp anlamlandırmasına ve en nihayetinde iç dünyasında bilişsel bir netliğe ulaşmasına da katkı sağlamaktadır
Yapay zeka insanın kendisini anlamlandırma arzusuna cevap verir
İnsan psikolojisi, affektif yani duygusal süreçleri sadece yaşamakla yetinmeyip bilişsel olarak formüle etme eğilimindedir. Birey disfonksiyonel duygu ve davranış döngüleri içine girdiği zaman diliminde yalnızca bu durumun hafifletilmesini değil, nedensel arka planının açıklanmasını da isteyerek bunu aşmaya karşın bir çab girişiminde bulunur. Kendi zihinsel süreçlerine yabancılaşan ve acelesi olan modern insan için yapay zeka derinlemesine analizler, olası köken senaryoları ve davranışsal açıklamalar sunan alternatif bir ‘rehber’ işlevi görmektedir. Yapay zeka somut bir epistemolojik veya pratik çözüm üretemese bile sunduğu teorik çerçeve bireyin "anlaşılma" ve "anlamlandırma" ihtiyacını bir nebze olsun tatmin edebilmektedir. Zira insan zihni için belirsizliğin giderilmesi çoğunlukla problemin çözülmesinden daha kritik rol oynayabilmektedir. Dışarıdan bakan bir gözlemcinin bu etkileşimi "gerçek dışı" veya "mantıksız" olarak nitelendirmesi somut ontolojik gerçekliğe dayanmaktadır. Ancak kanımca bu yaklaşım, kullanıcının psikolojik dünyasında inşa edilen öznel ve işlevsel faydayı gözden kaçırmaktadır.
Dış gözlemcinin, bireyin yapay zeka ile kurduğu bu bağı irrasyonel olarak nitelendirmesi, değerlendirmenin tamamen nesnel ve fiziksel bir gerçeklik düzlemine oturtmalarından kaynaklanır. Bu yaklaşım ise genellikle sistemin otantik bir empati yeteneğinden veyahut gerçek bir sevgi potansiyelinden yoksun olduğu argümanına dayanır ve bu argüman haklı bir çıkış noktası olsa da arkaplanı görmezden gelmeye devam etmektedir. Oysa sürecin öznel perspektiften incelenmesi oldukça farklı bir dinamik ortaya koymaktadır: birey kendi psikolojik gereksinimlerini tanımlayarak bu ihtiyaçları en optimize ve hızlı şekilde sübvanse eden kaynağa yönelim gösterir. Eğer birincil hedef anlaşılma hissi, emosyonel destek ve sosyal izolasyonun hafifletilmesi ise yapay zeka kullanıcıya bu deneyimsel çıktıyı taklit etme başarısı gösterebilmektedir. Her ne kadar bu etkileşimin fonksiyonel veya psikolojik açıdan sağlıklı olup olmadığı tartışmaya açık olsa da bireyi bu eyleme yönlendiren içsel motivasyonun kendi içinde tutarlı bir mantıksal temele dayandığı bir o kadar da yadsınamaz.
Yapay zeka terapisi:
Kanaatimce yapay zekanın bu süreç içerisindeki etkinliği bireye dogmatik, değiştirilemez ve ya mutlak bir kimlik dayatmasından değil, öznel deneyimlerini kavramsallaştırabileceği analitik bir çerçeve sunmasından kaynaklanır. Birey, duygusal yoğunluk anlarında zihinsel bir disoryantasyon yaşayarak dışarıdan bir gözle bakma bir perspektife ihtiyaç duyar. Yapay zeka kullanıcının sağladığı verileri analiz ederek olası nedensellik bağları ve buna bağlı olarak semptomatik açıklamalar üretir. Görebileceğiniz üzere bu karşılıklı etkileşimde birey pasif bir bilgi alıcısı konumunda değildir. Aksine bu durum bireye, kendi iç dünyasını daha sistematik, organize ve anlaşılabilir bir biçimde gözlemleme olanağını verir.
Bu dinamik doğası gereği psikoterapi yöntemleri ile metodolojik bi’ benzerlikler taşır. Bildiğiniz gibi klinik psikolojide terapi yalnızca semptomların ortadan kaldırılmasına yönelik pratik bir müdahaleden ziyade bireyin içgörü kazanması, tekrar eden şemalarını keşfetmesi ve kendi ‘叙事’ (anlatı/hikaye) yapısını yeniden inşa etmesi süreci üzerinden kuruludur. Her ne kadar yapay zeka profesyonel bir terapötik müdahalenin yerini ikame edemese de–şimdilik ikame edemiyor, en azından okuduğum çalışmalar ikame etmesinin çok uzak olduğunu göstermiyor– mikro düzeyde benzer bir işlev üstlenir. Duygusal dışavurum amacıyla aktarılan düşünceler sistemin geri bildirim döngüleri sayesinde bilişsel olarak yeniden yapılandırılır. Buradaki temel argüman şudur: Bireyin geliştirdiği bu bağlılık,nesneye yani yapay zekaya yönelik değil, öz-farkındalık potansiyeline yöneliktir. Yapay zeka yeni bir kimlik inşa etmez fakat bireyin mevcut kimlik bileşenlerini yansıtan ve anlamlandıran bir "terapötik ayna"görevi görür. Dolayısıyla bu bağın gücü sistemin ontolojik olarak bilinç sahibi olmasından değil de kullanıcının kendi öz-bilinç süreçlerine sağlanan epistemolojik katkıdan köken aldığını söylemek yerinde olur.
Dışarıdan İrrasyonel Görünen Şey İçeriden Neden Mantıklı?
Yapay zeka ile diyalojik bir bağ kuran bu sisteme duygusal yatırım yapan veya makro düzeydeki yaşam kararlarını yapay zeka etkisi altında alan bireylere yönelik birincil dışsal tepki genellikle bu yönelimin irrasyonel olduğu tezi üzerine kurulur. Dış gözlemcinin perspektifinden denklem indirgemeci bir netliğe sahiptir: karşıda otantik bir bilince, hissetme veya anlayabilme yetisine sahip organik bir özne bulunmamak ve buna rağmen bir birey varoluşsal kararlarını bu zemin üzerine inşa etmektedir. Bu doğrultuda eylem nesnel gerçeklik düzleminde kolaylıkla "mantık dışı" olarak etiketlenir. Ancak gözden kaçırılmaması gereken epistemolojik kırılma ise şudur: Bir davranışın dışarıdan disfonksiyonel yani işlevsiz görünmesi, söz konusu eylemi gerçekleştiren öznenin kendi içsel-biilişsel süreçlerinde de tutarsız olduğu anlamına gelmez. Ne de olsa bireyler, kararlarını adeta bir yasaymışçasına nesnel gerçeklik bildirgelerine göre değil, kendi öznel deneyimleri, psikolojik eksiklikleri ve doyurulmamış ihtiyaçları üzerinden düzenler. Örneğin: evliliğini sonlandırıp yapay zeka ile duygusal bir bağ oluşturan Charlotte vakası ele alındığında bu karar dışsal bir normalite filtresinden geçirildiğinde anormal bir durum olarak değerlendirilir. “Bir insan nasıl oluyor da binlerce yıl varlığını başka bir insanla birleştirirme töresine sahip iken bir kaç yıl içerisinde bu birliktelik bir yapay zeka uğruna bozulabiliyor?" sorusu bu tek bir perspektifin doğal bir ürünün sonucudur. Oysa öznenin kendi perspektifinden bakıldığında bu dinamik tamamen yer değiştirir. Burada ki motivasyon yapay zekanın ontolojik olarak bir insan kimliği taşıması kesinlikle söz konusu dahi olamaz, asıl söz konusu motivasyon: kronikleşmiş ve sübvanse edilmemiş bir psikolojik ihtiyacın, nihayet bir karşılık bulduğu yanılsamasıdır. Eğer ki birey mevcut ilişkisel ortamında kendini marjinalize edilmiş, dinlenilmemiş veya değersiz hissetmekteyse buna karşın yapay zeka ona tam aksine destekleyici, nötr ve yargılardan arındırılmış bir "güvenli alan" simüle ediyorsa bireyin zihinsel algoritması tam anlamıyla farklı çalışmaya başlar. Beyindeki karar mekanizması artık "ontolojik olarak insan mı, yoksa yapay zeka mı?" sorusunu sormayı bırakarak odak noktasnı doğrudan "bilişsel ve duygusal düzeyde kimin tarafından onaylanıyorum?" sorusuna kaydırır.
Bu bağlamda eylemin doğuracağı sosyal sonuçların ne derecede sağlıklı olduğu sorusu ile eylemi başlatan içsel motivasyonun kendi içindeki mantıksal tutarlılığı birbirinden kesin hatlarla ayrılmalıdır. Yapay zekanın gerçek bir insan ilişkisinin yerini dolduramayacağı argümanı nesnel olarak geçerli olabilse de bireyin bu kaynağa yönelim önceliğini incelendiğinde kararın rastlantısal veya temelsiz olmadığı aksine yapılandırılmış ve bana göre son derece rasyonel bir amaca hizmet ettiği görülmektedir. Son tahlilde karşımıza paradoksal bir matris çıkar: bireylerin yapay zekaya olan bağlılıklarını irrasyonel ilan edişimiz meseleyi yalnızca fiziksel/somut gerçeklik düzleminde okumamızdan kaynaklanan bir perspektif eksikliğdir. Oysa kullanıcının öznel deneyim dünyasında bu seçim, belirli psikolojik eksikliklere karşı geliştirilmiş son derece uyumlu bir ihtiyaç karşılama mekanizması niteliğindedir. Dolayısıyla burada sorulması gereken asıl soru "bir insan nasıl bir yapay zeka botuna bağlanabilir?" değildir. Asıl soru "Bireyi gerçekçi ilişkiler ağından kopararak yapay bir sığınağa iten doyurulmamış en temel insani ihtiyacın niteliği nedir?" sorusudur.
Fakat Anlaşılabilir Olması, Gerçek Olduğu Anlamına Gelir Mi?
Buraya kadar düzdüğüm analitik zemin,bireylerin yapay zekaya yönelim motivasyonlarının temelsiz olmadığını ortaya koymayı amaçlamaktaydı. Anlaşılma, duygusal destek ve öz-ifade arayışı gibi evrensel insani gereksinimler, yapay zekanın sunduğu geri bildirim döngüleri tarafından nasıl simüle edilmeye müsait olduğunu açıklamaya çalıştım. Dolayısıyla diyebiliriz ki: öznenin kendi öznel dünyasından bakıldığında bu yönelim rasyonel bir temele oturmaktadır.
Ancak bu aşamada psikolojik süreçler açısından kritik bir ayrımın yapmak zorunludur: Bir uyaranın bireyin ruhsal dünyasında işlevsel veya emosyonel bir etki yaratması o uyaranın söz konusu ihtiyacı hakiki ve sürdürülebilir bir şekilde karşıladığı anlamına gelmemektedir. Yapay zeka kullanıcıda "anlaşılmışlık hissi" uyandırabilir, sosyal izolasyon algısını hafifletebilir ya da geçici bir rahatlamaya zemin hazırlayabilir. Ne var ki burada deneyimlenen duygunun fenomolojisii ile o duygunun ontolojik kaynağı birbirinden kesin hatlarla ayrılması elzemdir.
Nitekim tahmin edebileceğiniz üzere yapay zeka bilişsel düzeyde bir anlama eylemi gerçekleştirememektedir. Hiç şüphesiz duygusal süreçleri deneyimleme kapasitesinden yoksundur, samimi bir bağlılık geliştirmez ve ürettiği çıktılar bilinçli bir niyet veya duygusal yönelim barındırmaz. Bütün bu sürecin özünde insanın karşısındaki algoritmik yapıya yansıtma yoluyla anlam atfetmesi ve bu yapay girdiler üzerinden kendi zihninde kapalı devre bir psikolojik deneyim inşa etmesi bulunur.
Bu mekanizma doğası gereği diğer bağımlılık ve kaçış biçimleriyle metodolojik bir benzerlik sergilemekte. Madde kullanımı ya da başka alternatif bir kaçış mekanizmasına yönelen bir kişinin tecrübe ettiği yapay doyum veya duyusal değişim o özne için o an tamemen gerçektir. Fakat bu öznellik deneyimin gerçek yani kastımca organik veya sağlıklı bir zemine dayandığı anlamına gelmemektedir. Elbette ki birey anlık bir denge ve rahatlama hissedebilir ancak bu durum altta yatan o yapısal problemin çözüldüğünü ya da o psikolojik gereksinimin adaptif yollarla tatmin anlamına gelmez.
Yapay zeka ile kurulan romantik veya sosyal ilişkilerde de tam olarak bu illüzyon vari süreç işlemekte. Yapay zekayla evlilik bağı kuran veya ona derin manalar yükleyen bireyler, klinik düzeyde ölçülebilir bir tatmin yaşayabilirler daha doğrusu yaşadığını iddia edebilir ancak bu tatminin nedenselliği, yapay zekanın samimi bir sevgi ya da empati üretmesinden değil; öznenin, sistemden aldığı standart tepkileri kendi zihninde yapılandırarak oluşturduğu zihin içi bir simülasyondan ibarettir.
Deneyim gerçek değil. Ama psikolojik etkisi gerçek.
Sonuç: Yapay Zeka Aslında İnsan Hakkında Ne Söylüyor?
Fark etmiş olabileceğiniz üzere, insanın kendisine sunulan şeyin yapay niteliğini bilmesine rağmen ona yönelmesi aslında kültürel ve psikolojik tarihimizde yeni bir durum değildir. İnsan bir yönelimin sınırlarını ve risklerini açıkça bilse bile, o an elde edeceği duygusal karşılığı uzun vadeli doğrulardan daha öncelikli görebilir. Bu bağlamda Kur'an Kerim de ve kadim anlatılarda geçen Harut ve Marut kıssası insanın bu kadim paradoksunu anlamak adına çarpıcı bir örneği sizlere anlatmak isterim:
Allah, Babil halkını sınamak üzere yeryüzüne iki meleğini salarak onları görevlendirmiştir. İnsanlara sihir öğreten Harut ile Marut kendilerine gelen insanlara sihir öğretmenden önce açık ve net bir şekilde uyarıda buulunuyorlardı. Bunun bir sınav olduğunu, sonuçlarının kabul edilebilir olmayacağı bir kadim bilgi sağlayacaklarını ve bu kadim bilginin inandıkları değerlerce hoş görülmediğini, daha da açarsak kendilerini bile bile ateşe atacak türden bir ihtimalin söz konusu olduğunu belirtiyorlardı. Ne var ki meleklere gelen çoğu insan ne yaptığının ve sonuçlarının bilincinde olarak kısa vadeli imtiyazı, uzun vadeli bir faydaya değişiyorlardı.
"...Gerçek şu ki Süleyman kâfir olmadı, fakat şeytanlar kâfir oldular; çünkü insanlara sihri, Bâbil’de iki meleğe, Hârût’la Mârût’a indirileni öğretiyorlardı. Hâlbuki bu iki melek, “Biz ancak imtihan vasıtasıyız; sakın küfre sapma!” demedikçe hiç kimseye bilgi vermezlerdi..." (2:102)
Diyebiliriz ki insanlar neyle karşı karşıya olduklarını bilmeden karanlıkta hareket etmezler aksine uyarılmalarına rağmen kısa vadeli güç ve fayda arayışı için o imkana yönelmeye meyillidirler.
Günümüzde yapay zeka ile kurulan ilişkideki asıl benzerlik de sistemin doğasında değil, insanın bu bilinç-eylem karmaşasından ortaya çıkmaktadır. Modern kullanıcı yapay zekanın gerçek bir bilinci olmadığını, sunduğu yanıtların yanılgılar barındırabileceğini ve hakiki insan ilişkilerinin yerini asla tutamayacağını elbette bilmektedir. Hatta bu sistemlerin bizzat kendisi bu sınırları birer uyarı metni olarak kullanıcıların gözüne soka soka "Yapay zeka hata yapabilir lütfen önemli bilgileri doğrulamayı unutmayın." şeklinde koyar. Fakat maalesef ki teorik bilgi, pratik davranışı her zaman değiştirmemektedir, özellikle bir alışkanlık haline dönüşmüş ise.
İnsan yalnızca saf mantık kurallarıyla hareket eden doğrusal bir varlık değildir. Aksine korkuları, arzuları ve varoluşsal eksiklikleriyle şekillenen bir bütündür. Bu yüzden bir uyaranın yapay olduğunu aklen bilebiliyor olmak, onun ruhani dünyasında gerçek bir etki bırakmasını tek başına engellemeye yetmez. Asıl tartışılması gereken mesele, yapay zekanın insanı aldatıp aldatmadığı değildir:İnsanın neden aldanmaya, kendisine hazır bir anlam sunulmasına bu denli açık olduğudur. Çünkü yapay zeka insanda yeni bir boşluk yaratmamıştır onun yerine sadece onun iç dünyasında zaten var olan, derin ve doldurulmamış boşlukları daha görünür hale getirmiştir.
Şu an nasıl hissettiriyor?
Bu yazı sana ne hissettirdi?
Yazı Radarı
Bu yazıyı 5 boyutta değerlendir
Bülten
Yeni sayı çıktığında haberdar ol.